Pazar günleri yeniden yayınlamaya karar verdiğimiz “Hâce Mehmet Efendi mektupları”ndan 8 Ağustos 2009 tarihinde yayınladığımız mektubun tekrar yayını:
MÜTEKAAİT HÂCE MEHMET EFENDİ YAZIYOR
Öyle anlaşılıyor ki Mütekaayit Hâce Mehmet Efendi, ara sıra yazarlardan olarak kadromuza girmiş durumda. Sağlığı elverdiği sürece ayda birkaç haber+veri+yorumla sayfalarımızda yer almak istediğini iletti. Biz, not bırakma, mektup, mesaj, e-posta derken, çok yakında görüntülü telefondan dikte ettireceği yazılarını alacağımızı sanıyoruz. “Muasır olmak lâzım mîrim, muasır olmak elzem !” deyip duruyor. Göreceğiz !..
Yine e-posta ile gönderdiği yazısı, parantez içi açıklamalar bize ait olmak üzere, aynen aşağıda:
Muhterem Kaarî (Okuyucular),
Beykoz Türk Ocâgi nâm eskümüş yigitler cemhânesünün, içi dışına hâkim, dışı içine köle gencecük yigit âzâlarunun, sanursun kim yaş sırasuyla, Aksakallılar Meclîsi bigi teşekkül itmüş Heyet-i İdâresüne “Bu, yaşaya yaşaya hiç bir taraflaru yaş kalmamuş kuru âdemlerün hiç bir yire gidesü yok; bize ezel ebed boz âzâ yaşamak düşecek, aslâ ve kat’â heyet-i idâre âzâsu olmak nasîb olmayacak” fikredüp nazar eyledüklerüne bizzat şâhit oldım. İmdî fikreylerüm kim, bu yaş vasatı se çeyrek asrı devürmüş yigit bakıyyeleri, acep ben Devlet-i Osmanî’den kalma asrı inkılâb eylemüş (ters yüz ederek devirmiş) âdemden de, “Bizden ihtiyârdur; kapulanur da koltuk nâm taht-ı şâhânemüze sâhip olar mı?” şekl-i nâmümkün zehâba (yanlış düşünceye) kapulurlar, zâtumu çekemezlük birle siyâset-i cemiyetten uzak tutmağ içün gayrete gelürler mü?
Lâtîfe lâtîf kadar lâtîf söz de gerek. Siz Heyet-i İdâreden karundaşlarum, mâlûmumdur ki bu sözlerüm okur, gâyem üzre güler ammâ, site nâmuyla mârûf cerîdeye komaz, elâlemü bana güldürmezsünüz.
Son dü heftânun vak’a-i mühimmeleründen temâs itmedüğümüz ammâ mutlakaa temâsa lâyık birüncüsü şol cıgara nâm tütün sarmasundan dumân çekmenün, Sadr-ı Âzam Hazretlerünün hışmuna oğrayup da men idülmesü vü tiryâkî denülür mübtezellerün (horlanan, düşkün kişilerin) başuna gelenler… Yek dîger vâkî hâdise-i mühimme, yâni kim 3G class GSM’e kavuşmada 121. memleket iken, meaşallah Hazret tütün dumânı çekmekden vü dahi çekenlerden hazzetmez oldıgı çün, çevrülü muhkem her mekânda dumâncıluk kürre-i arzın bunca düveli arâsunda 6. olarakdan tek buyrukla yasak oldı. Duyarum kim, halk-ı garîbânumuzun kâbûsu, Zât-ı Şâhânelerünün dîger hazzetmedügi ne ise nelerü de, sihhatümüzü düşünüb menni üzre, sabâh akşam hamsü yir vü Allah muhâfaza buyursun, düşmânum dahi virmesün, “bâşu kesile” tehdîdi birle, Bağıce-i Fener mensûb ü taraftârânundan olma ihtimâlimüz.
Yârun o bir gün, nasîb olar da Denüz Bâyikal devr-i iktidârı yaşanur ise, duyarum kim Hazret domatseverlerdenmüş, hattâ tâze yigütlügünde nâmı Domates Denüz imüş, korkarum millet-i âzimemüze, yek buyruk üzre tün ü gün domat yimek vü Allah muhafaza sabah sabah “Haydin koşuya !” nidâsıyla yollara düzülmek düşecek ki yemîn ola artuk koşar halde degülüm. Hele Devlet gibi Devletlû, Bahçelü nâm güzîdemiz devr-i iktidârunda her hâl üç öğün aculu Adana yimek vü dahi öyle olur olmaza tebessüm itmemek mecburiyetü hâsıl olır; kim v’Allahü’l- Azîm, tebessümden derhal vazgeçer lâkin benü saymasun, aculu Adana yir olamam; daha 110 yaşum görmeden irtihâl iderüm.
Mevzû ittüginüz, Ma’denci Civanlar deyü meşhur ve ma’lûm Kurûn-ı Vustâ (Orta Çağ) Cermen barbarlaru teg endâm arz ider Rock nâm hengâme musıkıysü birle vecde gark olmış zikr delüsü gürûhtan, gürûhun beyn-el-milel işâretün deyü Sadr-ı Âzâm Hazretlerümüze barnak gösterür civanlar meger kim işâretlerü orta barnak yukaru dîgerlerü kapalu semâya çıkar iner, çıkar iner nâedep hareket deyü kabûl idülmüş vü ol penç sergerde yakapaça karakola çekülüp, el pençe dîvan sorgu suâl çün taht-ı ayn (gözaltı) idülmüş. Bu haberü kıraat eyler iken, velînîmetüm muhterem peder-i kaynum efendüm, sıhhatüne mugayyir amel idüp sucuk yimek çün, “Eyü yayula da âlâ bişe” deyü, kasap demürü ile sucuk tekerlerün döğer iken, koca demürü elinün orta barnagı tırnagına urup, sessüzce, tamâm şol “koruma” nâm zâbıta-i azîmü’ş şânun târifi üzre elün içü göge bakar, barnak yukaru, âvûc kapalu, hânemüzün orta yiründe, ol Rock nâm musıkıyden terennüm ider vü dahi zikrin yapar bigi, ânîden küfr söz nidâ eyleyüb gezer olmaz mu? Derhal perdelerü çeküp “Aman ! Etmen, eylemen ! Ne yapar, ne idersüz? Artuk yalunuz yerün degül, yerün altınun dahi kulagı vardürür” dedügüm hâtırumdadur; vü dahi 3G class GSM görüntülü tilefonum örter gayri ne ise ne bulamayub da, “Kapalu ammâ mevcut gözler dehşetengîz, kapaluyken de bakar vü görür olırlar ise bâri başka yerüm göre” deyü fikreyledügüm vü üzerin oturdugum…
Ocaklu karundaşlarumdan şol ricâm bâkîdür kim, nâmelerüm evvelâ kıraat eyleye, hattâ âzânuzdan şu imdilerde avukat dirler, mekteb-i hukuk mezûnu, şehâdetnâme vü icâzetnâmeli dâvâ vekillerüne arz ide, andan artuk kayd ü tab’ ide. Meazallah, Efendülerümüzün gadr ü gazâbuna rast gelmekle gençlügüme doyamadan kellem virüp, siyâseten katle oğrar olmağdan, yâni kim terk-i dünyâ itmekden, asgarîden Silivrü kazâsun zindân-ı meşhûrunda uzun seneler sorgusuz sualsüz kalebend olmağdan cümle âlem ü âdem vü dahi ins ü cîn bigi çok korkaram. Elbet şol elnihâye dü cümlelük kısm-ı nâmemi dahi kayd ü tab’ hârici dûtasız.
Sevdügümüz vü dahi azîm sayduğumuz aga beglerümüzden “Hiç eyü şeyler olma mı memleket ü dünyâda?” deyü sual eyler kısma nazîre olsun deyü de bir haber: Yekdür Allah, ümmet-i Türkînün Sihhat vü İçtimâî Muavenet Vekâleti muazzam amel itmektedür. Vekîl-i Mübârek’imüzün, kaabız seleflerün zıttuna, amelü muhteşemdür. Ger çi, “Sertabîb vü Vekâlet erkânundan, imdi “yandâş” denülür tarafdâr yoldaşlarun, biri asîle vekîl ise, vekil de başka makaamda ânın asîli olarakdan çifte meaşla ay başunda hânesün sandukla gider” dirler; her hâl tevâtür-i iftirâdur; bunca icraat ü amelün münkîrler tarâfundan reddi içündür. Allah da şâhittür kim çok eyü şeyler olmışdur. Misâl: Her ne kadar ikide bir yangîna gark olarağdan gözü toprağa bakar kısm-ı hastelerün dumâna şehît virüldügi şifâhânelerde, gayri pür tesettür hâtun hükemâ vü etibbâ vazîfe deruhte idebilmeğde vü dahi şifâhâne müdîrânu, her hâl şifâhâne gâyesün mûcibince, ânunda müdâhale idüp de kayb-ı zemân olmaya deyü imâmdan seçülmekdedür. Bir de eyü sedyecüler bulınup, beyn kanamasu hâlinde insancuklaru sedyeden beyn üstü düşürerekten, arduna san kim bir şey yoğ, karga tulumba sedyeye atıverüp bol bol âdem öldürmeyeler !..
Vüzerâ vü me’mûrumuz bu hâl de, ya zümre-i münevverânumuzdan şûarâ takımu ne hâl? Tammı tammına 95 şâirimüz derdest olıp, imdî Hakkâri dirler, sergerdesi bol nâhiye-i Çölemerük’de zâbıtadan bir dağ neferün dipçîkile urdığın, sanırlar darbe neticesü, men sanuram zâten lisân-ı Türkî bilmez de andan lâf idemez ahrâz (dilsiz) çoğuceğe şiirler tahrir itmüşler, kitâb eylemüşler. Çoğucek ol tilevizyon kamerasın görüp de, aşka, hattâ vü dahi şevke gelüp, ahrâzluk taklîdün terk ile bülbül misâl hemî de lisân-ı Türkîde şakıyarakdan “Şiir istemezük; elzem olan akçedür. Bâd-ı hevâ (bedava) sevâb size kalsun, men bahâne eyü reklâmunuz yaptunuz; akçe virun yigitsenüz. Birer heftâluk bâr ü pavyon akçenüz bağuşlaya, vallah ömr ü hayâtum kurtula” dimesün mü? Hâline acuduğum bîgünâh veledün, artuk ânun mu yoğ ise şuarânun mu, bu hâllerüne gülmeğden kırılayazdum.
Sözün gözelü gülerekden biter. Artuk, siz de men de sâhiden Allah’a emânetüz.
Derkenâr haşiyye (Not): Sual itmüşsüz, “Ergenekon vü Şâmil Tayyar nedür, kimdür ?” deyu. Kimliglerün bilmem ammâ neliglerün elbet çok eyü bilürüm vü bilâhare nâmemde tahrîr iderüm. İllâ kim bâşûm belâya koyacaksız. İnşaallah serbest hâl son selâmum degüldür; cümleten, bâkî selâm !