Geçmişi Anlayıp Bugünü Değerlendirerek Geleceği Yakalamak Yolunda Dünden, Bugünden, Yarından

HABER + VERİ + YORUM + HABER + VERİ + YORUM + HABER + VERİ + YORUM + HABER + VERİ + YORUM + HABER + VERİ

kadirgecenizkutluolsunhayırlıramazanlar

EN HAYIRLI GECENİN HAYIRLARA VESİLE OLMASI İÇİN GÜN BOYU HAYIR İŞLEYELİM

iftar 
21. YÜZYILIN BİTEN ŞU RAMAZANINDA BU HÂLE DÜŞÜRÜLEN TÜRK İNSANINA AĞIT – RESİM

 



FİKRETÇESİNE

YİYİN EFENDİLER, YİYİN. ORUÇ TUTUN, HARAM YİYİN. BU MUHTEŞEM SOFRA SİZİN.
 DOYUNCA, TIKSIRINCA, PATLAYINCAYA KADAR YİYİN. KUSUP KUSUP TEKRAR YİYİN.

 



5 Eylül 2010 | Haber+Veri+Yorum

“OY”UNU VER “OYUN”U BOZ ! HAYDİ “HAYIR”LISI OLSUN !

elbetsabahıvarbugecenin

100. YIL MARŞI (OLARAK TEKLİF EDİYORUZ)

Çıktık açık alınla yüz yılda her savaştan;
Yüz yılda doksan milyon genç yarattık her yaştan.
Başta bütün dünyanın saydığı Başkumandan,
Demirden yumruk olduk anayurtla dört baştan.

Türk’üz, Cumhuriyetin göğsümüz tunç siperi,
Türk’e durmak yaraşmaz; Türk önde Türk ileri !

Bir hızla bölücüyü, gericiyi boğarız,
Karanlığın üstüne güneş gibi doğarız.
Türk’üz bütün başlardan üstün olan başlarız;
Tarihten önce vardık, tarihten sonra varız.

Türk’üz, Cumhuriyetin göğsümüz tunç siperi,
Türk’e durmak yaraşmaz; Türk önde, Türk ileri !

HARBİYE MARŞI

Yıldırımlar yaratan bir ırkın ahvâdıyız
Tûfanları gösteren târihlerin yâdıyız
Kanla, irfanla kurduk biz bu Cumhuriyeti
Cehennemler kudursa, ölmez nigâhbânıyız

Şahikaalar üstünde meydân okur bu erler
Yaklaşacak düşmana mezâr olur bu yerler
Bağlayamaz bir kuvvet bu kasırga milleti
Târihlere sorun ki, bize “Ölmez Türk !” derler

5 Eylül 2010 | Haber+Veri+Yorum

İZMİR’E DOĞRU, SANKİ ASIRLAR SÜREN BİR KOŞUNUN MARŞLARI

1918

Ölenler öldü, kalanlarla muztarrip kaldık,ataturk sofyada balo kıyafetli
Vatanda hor görülen bir cemaatiz artık.
Ölenler ensonu kurtuldular bu dağdağadan
Ve göz kapaklarının arkasında eski vatan
Bizim diyar olarak kaldı tâ kıyamete dek.
Kalanlar ortada genç, ihtiyar, kadın, erkek
Harap olup yaşıyor taliin azabıyle,
Vatanda düşmanı seyretmek ıstırabıyle.
Vatanda korkulu rüya içindeyiz, gerçek;
Fakat bu çok süremez, mutlaka şafak sökecek.
Ateş ve kanla siler bir gün ordumuz lekeyi,
Bu, insanoğluna bir şeyn olan Mütarekeyi.

Yahya Kemal Beyatlı

ANKARA’NIN TAŞINA BAK !

Ankara’nın taşına bak, gözlerimin yaşına bak !
Biz kimlere esir olduk, şu feleğin işine bak !

Ankara’nın taştır yolu, her tarafı asker dolu,
Artık yetiş Kemal Paşam, kan ağlıyor Anadolu !

Kılıcımı vurdum taşa, taş yarıldı baştanbaşa.
Uyan da bak Gazi Paşa, başımıza gelen işe !

Ankara’nın dardır yolu, kimler tuttu sağı solu !
Sen gösterdin Paşam bize, böyle günde doğru yolu.

26 AĞUSTOS 1922

Şu kopan fırtına Türk ordusudur Yarabbi !
Senin uğrunda ölen ordu budur Yarabbi !
Tâ ki yükselsin ezanlarla müeyyet namın,
Galip et, çünkü bu son ordusudur İslâm’ın.

Yahya Kemal Beyatlı

MEHTER MARŞI

Vur pençe-î Alî’deki şemşîr aşkına
Gülbang-ı âsmânı tutan pîr aşkına

Ey leşker-î müfettihü’l-ebvâb vur bugün
Feth-î mübîni zâmin o tebşîr aşkına

Vur deyr-i küfrün üstüne rekz-î hilâl içün
Gelmiş bu şehsüvâr-ı cihangîr aşkına

Düşsün çelengi Rûm’un eğilsün ser-î Firenk
Vur Türk’ü gönderen yed-i takdîr aşkına

Son savletinle vur ki açılsın bu sûrlar
Fecr-î hücûm içindeki Tekbîr aşkına

Yahya Kemal Beyatlı

2. ERGENEKON’UMUZDA EBEDÎ BAŞBUĞ’UN, 87 YIL ÖNCEKİ “İLK HEDEF EMRİ GÜNÜ” MARŞI

Annem beni yetiştirdi, bu ellere yolladı.
Al sancağı teslim etti Allah’a ısmarladı.
“Sakın durma, döğüş !” dedi, “Himmet eyle vatana,
Sütüm sana helâl olmaz, saldırmazsan düşmana !”
            Arş ileri ! Marş ileri ! Türk askeri dönmez geri !

Yastığımız mezar taşı, yorganımız kan olsun !
Biz bu yoldan döner isek namus bize ar olsun !
Ne şereftir ölmek bize bu güzel vatan için;
Yanar yürek yurt aşkıyla daima için için.
            Arş ileri ! Marş ileri ! Türk askeri dönmez geri !

2. ERGENEKON’UMUZDA, “ÖNDE YUNAN, KEMAL’İN ASKERLERİ ARDINDA 3. GÜN” MARŞI

Tarihi çevir nal sese kısrak sesi bunlar !
Delmiş Roma’nın kalbini mızrak gibi Hunlar !
Gök Türkleri, Uygurlar, Oğuzlar, Peçenekler
Türk’ün yüce tarihine bin bir zafer ekler.

Dünya atının nalları altında ezildi;
Kaç haçlı sefer göğsüne çarpınca kesildi.
Bir gün gemiler dağlara tırmandı denizden,
Kudret ve zafer bizlere miras dedemizden !

2. ERGENEKON’UMUZDA “BEKLE BİZİ EY İZMİR ! TARİHİMİZLE BİZ GELİYORUZ BİZ” MARŞI

Ey şanlı ordu, ey şanlı asker !
Haydin gazanfer umman-ı safter
Bir elde kalkan, bir elde hançer
Serhadde doğru ey şanlı asker

Derya da olsa her şey muzaffer,
Dillerde tekbir: “Allahüekber”,
“Allahüekber, Allahüekber !”
Ordumuz olsun daim muzaffer.

2. ERGENEKON’UMUZDA “YETTİK İŞTE EFELER DİYARI ! BİZ GELİYORUZ BİZ !” MARŞI

- Ay yıldızın gökyüzünden parlasın ! Nurunda Türklük dünyayı kaplasın -

ADIMIZ ANDIMIZDIR, YOLUNA CAN KOYARIZ !
TÜRK OLMAYI EN BÜYÜK ŞEREF,
EN BÜYÜK ŞEREF VE ŞAN SAYARIZ.

“TÜRK’ÜZ !”, “TÜRK’ÜZ !” DEDİKÇE KALBİMİZ ALMAKTA HIZ !
TÜRK OLMAYI EN BÜYÜK ŞEREF,
EN BÜYÜK ŞEREF VE ŞAN SAYARIZ.

(Gün boyu terennümünüz ricasıyla “İzmir Yollarında, köy kasaba kurtara kurtara 5. Gün” marşları)

2. ERGENEKON’UMUZDA “İLK HEDEFİMİZ AKDENİZ GAZİ PAŞAM, EMİR BAŞ ÜSTÜNE !” MARŞI

Yaslı gittim şen geldim              Rüzgârlardan atım var                Varsın yansın ocağım
Aç koynunu ben geldim            Şimşekten kanadım var               Kurtuldu al sancağım
Bana bir yudum su ver             Göğsümde al yazılı                      Bayrağımın altında
Çok uzak yoldan geldim           Gazilik beratım var                      Ben hür yaşayacağım

Yürü ey şanlı gazi                     Rüzgâr bana at oldu                     Deniz deniz Akdeniz
Kılıcı kanlı gazi                         Şimşekler kanat oldu                    Suları berrak deniz
Meriç seni  bekliyor                   Eğilin gökler dedim                      Karşımda yar ağlıyor
Büyük ünvanlı gazi                    Bulutlar kat kat oldu                     Gideyim bırak deniz

Korkma açıl şen yurdum           Irmaklar gibi taştım                     Açtım kal’a yolunu
Dağlara ordu kurdum               Yalçın kayalar aştım                     Göründü Gelibolu
Açık denizlerine                       Hakk’a şükürler olsun                   Bırak beni gideyim
Süngümle kilit vurdum              Geldim sana ulaştım                    Orası yasla dolu

(Gün boyu terennümünüz ricasıyla “İzmir’de Bayrak Çekmeye 4 Günlük Yol Kaldı” marşı)

5 Eylül 2010 | Haber+Veri+Yorum

MÜTEKAİT HÂCE MEHMET EFENDİ’DEN SEÇMELER (3)

Pazar günleri yeniden yayınlamaya karar verdiğimiz “Hâce Mehmet Efendi mektupları”ndan 8 Ağustos 2009 tarihinde yayınladığımız mektubun tekrar yayını:

MÜTEKAAİT HÂCE MEHMET EFENDİ YAZIYOR

Öyle anlaşılıyor ki Mütekaayit Hâce Mehmet Efendi, ara sıra yazarlardan olarak kadromuza girmiş durumda. Sağlığı elverdiği sürece ayda birkaç haber+veri+yorumla sayfalarımızda yer almak istediğini iletti. Biz, not bırakma, mektup, mesaj, e-posta derken, çok yakında görüntülü telefondan dikte ettireceği yazılarını alacağımızı sanıyoruz. “Muasır olmak lâzım mîrim, muasır olmak elzem !” deyip duruyor. Göreceğiz !..

Yine e-posta ile gönderdiği yazısı, parantez içi açıklamalar bize ait olmak üzere, aynen aşağıda:

Muhterem Kaarî (Okuyucular),

Beykoz Türk Ocâgi nâm eskümüş yigitler cemhânesünün, içi dışına hâkim, dışı içine köle gencecük yigit âzâlarunun, sanursun kim yaş sırasuyla, Aksakallılar Meclîsi bigi teşekkül itmüş Heyet-i İdâresüne “Bu, yaşaya yaşaya hiç bir taraflaru yaş kalmamuş kuru âdemlerün hiç bir yire gidesü yok; bize ezel ebed boz âzâ yaşamak düşecek, aslâ ve kat’â heyet-i idâre âzâsu olmak nasîb olmayacak” fikredüp nazar eyledüklerüne bizzat şâhit oldım. İmdî fikreylerüm kim, bu yaş vasatı se çeyrek asrı devürmüş yigit bakıyyeleri, acep ben Devlet-i Osmanî’den kalma asrı inkılâb eylemüş (ters yüz ederek devirmiş) âdemden de, “Bizden ihtiyârdur; kapulanur da koltuk nâm taht-ı şâhânemüze sâhip olar mı?” şekl-i nâmümkün zehâba (yanlış düşünceye) kapulurlar, zâtumu çekemezlük birle siyâset-i cemiyetten uzak tutmağ içün gayrete gelürler mü?

Lâtîfe lâtîf kadar lâtîf söz de gerek. Siz Heyet-i İdâreden karundaşlarum, mâlûmumdur ki bu sözlerüm okur, gâyem üzre güler ammâ, site nâmuyla mârûf cerîdeye komaz, elâlemü bana güldürmezsünüz.

Son dü heftânun vak’a-i mühimmeleründen temâs itmedüğümüz ammâ mutlakaa temâsa lâyık birüncüsü şol cıgara nâm tütün sarmasundan dumân çekmenün, Sadr-ı Âzam Hazretlerünün hışmuna oğrayup da men idülmesü vü tiryâkî denülür mübtezellerün (horlanan, düşkün kişilerin) başuna gelenler… Yek dîger vâkî hâdise-i mühimme, yâni kim 3G class GSM’e kavuşmada 121. memleket iken, meaşallah Hazret tütün dumânı çekmekden vü dahi çekenlerden hazzetmez oldıgı çün, çevrülü muhkem her mekânda dumâncıluk kürre-i arzın bunca düveli arâsunda 6. olarakdan tek buyrukla yasak oldı. Duyarum kim, halk-ı garîbânumuzun kâbûsu, Zât-ı Şâhânelerünün dîger hazzetmedügi ne ise nelerü de, sihhatümüzü düşünüb menni üzre, sabâh akşam hamsü yir vü Allah muhâfaza buyursun, düşmânum dahi virmesün, “bâşu kesile” tehdîdi birle, Bağıce-i Fener mensûb ü taraftârânundan olma ihtimâlimüz.

Yârun o bir gün, nasîb olar da Denüz Bâyikal devr-i iktidârı yaşanur ise, duyarum kim Hazret domatseverlerdenmüş, hattâ tâze yigütlügünde nâmı Domates Denüz imüş, korkarum millet-i âzimemüze, yek buyruk üzre tün ü gün domat yimek vü Allah muhafaza sabah sabah “Haydin koşuya !” nidâsıyla yollara düzülmek düşecek ki yemîn ola artuk koşar halde degülüm. Hele Devlet gibi Devletlû, Bahçelü nâm güzîdemiz devr-i iktidârunda her hâl üç öğün aculu Adana yimek vü dahi öyle olur olmaza tebessüm itmemek mecburiyetü hâsıl olır; kim v’Allahü’l- Azîm, tebessümden derhal vazgeçer lâkin  benü saymasun, aculu Adana yir olamam; daha 110 yaşum görmeden irtihâl iderüm.

Mevzû ittüginüz, Ma’denci Civanlar deyü meşhur ve ma’lûm Kurûn-ı Vustâ (Orta Çağ) Cermen barbarlaru teg endâm arz ider Rock nâm hengâme musıkıysü birle vecde gark olmış zikr delüsü gürûhtan, gürûhun beyn-el-milel işâretün deyü Sadr-ı Âzâm Hazretlerümüze barnak gösterür civanlar meger kim işâretlerü orta barnak yukaru dîgerlerü kapalu semâya çıkar iner, çıkar iner nâedep hareket deyü kabûl idülmüş vü ol penç sergerde yakapaça karakola çekülüp, el pençe dîvan sorgu suâl çün taht-ı ayn (gözaltı) idülmüş. Bu haberü kıraat eyler iken, velînîmetüm muhterem peder-i kaynum efendüm, sıhhatüne mugayyir amel idüp sucuk yimek çün, “Eyü yayula da âlâ bişe” deyü, kasap demürü ile sucuk tekerlerün döğer iken, koca demürü elinün orta barnagı tırnagına urup, sessüzce, tamâm şol “koruma” nâm zâbıta-i azîmü’ş şânun târifi üzre elün içü göge bakar, barnak yukaru, âvûc kapalu, hânemüzün orta yiründe, ol Rock nâm musıkıyden terennüm ider vü dahi zikrin yapar bigi, ânîden küfr söz nidâ eyleyüb gezer olmaz mu? Derhal perdelerü çeküp “Aman ! Etmen, eylemen ! Ne yapar, ne idersüz? Artuk yalunuz yerün degül, yerün altınun dahi kulagı vardürür” dedügüm hâtırumdadur; vü dahi 3G class GSM görüntülü tilefonum örter gayri ne ise ne bulamayub da, “Kapalu ammâ mevcut gözler dehşetengîz, kapaluyken de bakar vü görür olırlar ise bâri başka yerüm göre” deyü fikreyledügüm vü üzerin oturdugum…

Ocaklu karundaşlarumdan şol ricâm bâkîdür kim, nâmelerüm evvelâ kıraat eyleye, hattâ âzânuzdan şu imdilerde avukat dirler, mekteb-i hukuk mezûnu, şehâdetnâme vü icâzetnâmeli dâvâ vekillerüne arz ide, andan artuk kayd ü tab’ ide. Meazallah, Efendülerümüzün gadr ü gazâbuna rast gelmekle gençlügüme doyamadan kellem virüp, siyâseten katle oğrar olmağdan, yâni kim terk-i dünyâ itmekden, asgarîden Silivrü kazâsun zindân-ı meşhûrunda uzun seneler sorgusuz sualsüz kalebend olmağdan cümle âlem ü âdem vü dahi ins ü cîn bigi çok korkaram. Elbet şol elnihâye dü cümlelük kısm-ı nâmemi dahi kayd ü tab’ hârici dûtasız.

Sevdügümüz vü dahi azîm sayduğumuz aga beglerümüzden “Hiç eyü şeyler olma mı memleket ü dünyâda?” deyü sual eyler kısma nazîre olsun deyü de bir haber: Yekdür Allah, ümmet-i Türkînün Sihhat vü İçtimâî Muavenet Vekâleti muazzam amel itmektedür. Vekîl-i Mübârek’imüzün, kaabız seleflerün zıttuna, amelü muhteşemdür. Ger çi, “Sertabîb vü Vekâlet erkânundan, imdi  “yandâş” denülür tarafdâr yoldaşlarun, biri asîle vekîl ise, vekil de başka makaamda ânın asîli olarakdan çifte meaşla ay başunda hânesün sandukla gider” dirler; her hâl tevâtür-i iftirâdur; bunca icraat ü amelün münkîrler tarâfundan reddi içündür. Allah da şâhittür kim çok eyü şeyler olmışdur. Misâl: Her ne kadar ikide bir yangîna gark olarağdan gözü toprağa bakar kısm-ı hastelerün dumâna şehît virüldügi şifâhânelerde, gayri pür tesettür hâtun hükemâ vü etibbâ vazîfe deruhte idebilmeğde vü dahi şifâhâne müdîrânu, her hâl şifâhâne gâyesün mûcibince, ânunda müdâhale idüp de kayb-ı zemân olmaya deyü imâmdan seçülmekdedür. Bir de eyü sedyecüler bulınup, beyn kanamasu hâlinde insancuklaru sedyeden beyn üstü düşürerekten, arduna san kim bir şey yoğ, karga tulumba sedyeye atıverüp bol bol âdem öldürmeyeler !..

Vüzerâ vü me’mûrumuz bu hâl de, ya zümre-i münevverânumuzdan şûarâ takımu ne hâl? Tammı tammına 95 şâirimüz derdest olıp, imdî Hakkâri dirler, sergerdesi bol nâhiye-i Çölemerük’de zâbıtadan bir dağ neferün dipçîkile urdığın, sanırlar darbe neticesü, men sanuram zâten lisân-ı Türkî bilmez de andan lâf idemez ahrâz (dilsiz) çoğuceğe şiirler tahrir itmüşler, kitâb eylemüşler. Çoğucek ol tilevizyon kamerasın görüp de, aşka, hattâ vü dahi şevke gelüp, ahrâzluk taklîdün terk ile bülbül misâl hemî de lisân-ı Türkîde şakıyarakdan “Şiir istemezük; elzem olan akçedür. Bâd-ı hevâ (bedava) sevâb size kalsun, men bahâne eyü reklâmunuz yaptunuz; akçe virun yigitsenüz. Birer heftâluk bâr ü pavyon akçenüz bağuşlaya, vallah ömr ü hayâtum kurtula” dimesün mü? Hâline acuduğum bîgünâh veledün, artuk ânun mu yoğ ise şuarânun mu, bu hâllerüne gülmeğden kırılayazdum.

Sözün gözelü gülerekden biter. Artuk, siz de men de sâhiden Allah’a emânetüz.

Derkenâr haşiyye (Not): Sual itmüşsüz, “Ergenekon vü Şâmil Tayyar nedür, kimdür ?” deyu. Kimliglerün bilmem ammâ neliglerün elbet çok eyü bilürüm vü bilâhare nâmemde tahrîr iderüm. İllâ kim bâşûm belâya koyacaksız. İnşaallah serbest hâl son selâmum degüldür; cümleten, bâkî selâm !

5 Eylül 2010 | Haber+Veri+Yorum

İSTANBUL’DA OSMANLI-TÜRK BAHÇE MİMARÎSİ (6)

(Prof. Dr. Mehmet Tunçer’in makalesini sunmaya devam ediyoruz.)

topkapısarayıplanAsma bahçeler arasında yer alan ve İkballer dairesinin önünde bulunan bir başka teras, yukarıda tanımlanan ilkelere göre yapılmıştır. Burada da zemin, tonozlar üzerine oturtulmuştur. Terasın etrafı çeşitli devirlerde değiştirilmiş, Veliaht dairesi olarak tanınan odaların yapılmasıyla bir kısmı eksilmiş, balkonuna ilâveler yapılmış, zemin de yükseltilmiştir. Su kanalları bir ana kanal ve ona dikey iki yan kanaldan oluşmaktadır. Sular sonunda döşeme için oyulmuş dolambaçlı ve dekoratif bir motifte toplanmakta ve oradan künkler aracılığıyla aşağıya indirilmektedir. Su kanallarının dekoratif bir motif hâline sokulması, karakteristik bir Türk âdetidir ve 19. yüzyıl ortalarına kadar devam etmiştir. Terasın büyük mermer levhalarıyla yapılan döşemesi içinde kapak taşlarıyla yapılmış iki ayrı desenli motif göze çarpmaktadır:

Bütünüyle asma olarak yapılan bir diğer bahçe de III. Sultan Osman’ın asma bahçesidir. Bu bahçe, 18. yüzyıl ortalarında, Hünkâr sofası önüne taş ve tuğla ayak ve kemerler üzerine oturtularak yapılmıştır. Kapsadığı alan büyükçe olduğu için kendi başına bir bahçe olarak değerlendirilebilir. Bu bahçede ilk göze çarpan konu, sonradan eklenen bir yapının verdiği olanaklar ölçüsünde aksial yapılmış olmasıdır. Bahçenin diğer iki yüzünden biri, örtülü bir geçit, diğeri de bir kafeslik bölmesi ile kapanmıştır. Bahçenin ortasında, küçük bir havuz ve onun iki tarafında, taş zemin içinden ayrılmış dörder çiçek yatağı vardır. Havuzun iki tarafında ayrıca birer mermer saksı dikilmiştir. Yerinde yapılan araştırma ve kazılar sonucunda, bahçenin zamanla bazı değişikliklere uğramış olduğu anlaşılmıştır. Bunların biri, III. Osman Köşkü’nü, III. Selim ve I. Hamit odalarına bağlayan koridordur. Bu koridorun ilk yapıda bulunmadığı, fakat çok zaman geçmeden eklenmiş olduğu anlaşılıyor. İkinci değişiklik, çukur parterlerin yükseltilmesiyle olmuştur. Bu parterler etrafındaki yollara oranla, yarım metre kadar çukurda idiler. Büyük olasılıkla su birikintilerine karşı bir önlem olarak, sonradan aynı seviyeye yükseltilmişlerdir. Bu esnada asıl çiçek yastıklarının da şekil değiştirmiş oldukları tahmin edilebilir.
Havuz sahanlığı döşemesi eskidir. Gerek havuzun bordürleri, gerekse kafeslik ayaklarının kaideleri taş işleme tekniğe bütünüyle uygun olarak som döşeme mermeri içinden oyulmuştur. Bahçe, bugünkü durumuyla bile, Türk bahçe mimarîsinin en değerli ve nadir örneklerinden biri sayılmaktadır. (ELDEM, S.H., “Türk Bahçeleri”, 1976).

Not: Topkapı sarayının bölümlerini gösteren plân makaleye dahil değildir.

(Devamı gelecek Pazar günü)

5 Eylül 2010 | Haber+Veri+Yorum

12 EYLÜLDE…

“Anayasa değişikliklerine hayır” diyerek çürümeye, çözülmeye, çöküşe ve çaresizliğe hayır diyeceğiz.

Anayasa değişiklikleri arasındaki 2 zehirli maddenin hukukun üstünlüğünden üstünlerin hukukuna geçmek anlamına geldiğinin bilincindeyiz.

5 Eylül 2010 | Haber+Veri+Yorum

FİLİSTİN MESELESİ (91)

Dünkü Tevrat’tan alıntılar ardından bugün de Talmut’tan örnekler verelim:

Talmut’tan:

“Yahudi olmayanlara karşı daima riyakâr bir güleryüz gösteriniz ve fakat onların sulh yapılmaz birer düşman olduklarını asla unutmayınız.”
“Yalnız Yahudi olmayanlara düşman gözüyle bakılır. Yahudilerden gayrısı sadece birer hayvan, hattâ birer domuzdur.”
“Yahudi olmayanlara hayvan muamelesi yapılır.”
“Allah dünyanın bütün servetini yalnız Yahudilere tahsis etmiştir. Bütün dünya serveti onlarındır. Diğer milletlerin mal ve canları onlara helâldir.”
“Yahudi olmayan bir insandan çalınan her şey meşrudur.”
“Yahudi olmayan bir insanın kanını dökmek Allah’a karşı bir kurban vermektir.”
“İsrail’in kızı olmayan her kadın bir hayvandır. Yahudi olmayan bir kadınla gayr-i meşru münasebet Yahudi için günah sayılmaz.”
“Yahudilik erkeklere zinayı haram kılmıştır fakat bu yalnız Yahudi kadınlarını korumak içindir. Yahudi olmayanların ırzı, namusu Yahudi’ye helâldir.”
“Hahamlar bütün bu sırları Allah’tan bile saklarlar. Onu yalnız İsrail milletine ifşa ederler.”
“Bütün bunlar Yahudi olmayanlara hissettirilmeden yapılmalıdır. Aksi takdirde yemin hükümsüz kalır ve Allah’ın isminin kirlenmemesi için men edilir.”
“Sizi Yahudi olmayanlardan birini öldürmek suçuyla itham ederlerse, bunu yeminle açıkça inkâr edebilirsiniz. Çünkü öldürülen bir hayvandır.”

5 Eylül 2010 | Haber+Veri+Yorum

TÜRKÇEM, SES BAYRAĞIM (344)

Bazı Alıntı Kelimeler (ilk kelime) ve Yerlerine Önerilen Yeni Kelimeler (ikinci kelime) Sözlüğü (36):

(Aradaki işaretler kullanılan ve kullanılacak olan kelimeyi, yani “>” yeni önerinin yerleştiğini, “<” yerleşmediğini, “<>” yerine göre her iki kelimenin de kullanımda olduğunu göstermektedir.)
(Aradaki işaretler kullanılan ve kullanılacak olan kelimeyi, yani “>” yeni önerinin yerleştiğini, “<” yerleşmediğini, “<>” yerine göre her iki kelimenin de kullanımda olduğunu göstermektedir.)

telefon < seslek
telekomand <> uzgüdüm
teleks < uzyazım
telemetri <> uzölçer
teleobjektif < uzmercek
telepati < uzsezim, uzsezinim
teleskop < uzgözlük
teletayp <> uzayazım
televizyon < uzgöreç, uzgörüm
telgraf < uzyazar, uzyazım
temas <> değinme
teminat > güvence
teneffüs > solunum
tenkit > eleştiri
tenvir > aydınlatma
tenzilât > indirim
teori <> kuram
teorik <> kuramsal
tereddüt etmek > duraksamak
terkip > bileşim
terminoloji > terimler
terör < yılgı, yıldırı
terörist < yıldırgan
tertip > düzen, düzenleme
tesadüf <> rastlantı
tesisat < döşem
tespit etmek < saptamak

5 Eylül 2010 | Haber+Veri+Yorum

YARIN KUTLU KADİR GECESİ; İSLÂM’IN TEK MUCİZESİ, KUR’AN’IN TAM 1400. NUZÜL SENE-İ DEVRİYESİ

 

hayırlı kandiller

4 Eylül 2010 | Haber+Veri+Yorum

BİLECİK’İMİZİN 88. KURTULUŞ BAYRAMI KUTLU OLSUN !

bilecik

4 Eylül 2010 | Haber+Veri+Yorum